27 Şubat 2010 Cumartesi

Var Olmayan Yağmurlar (Öykü)

VAR OLMAYAN YAĞMURLAR

“Buğulanan cama hayallerimi çizdim. Yağmur bittiğinde yoktular, kaybolmuşlardı. Yağmurlarda bulurdum hayallerimi, kaybederdim her yağmurdan sonra. Kim çaldı onları? Kim?

Güneş çıkardı önce, sonraysa gökkuşağı. Benim ve benim gibi diğerlerinin hayallerini gökkuşağı çalıyor bence. Yoksa bu kadar renkli olamaz ki! Tıpkı hayaller gibi renkli, tıpkı hayaller gibi sonsuz… Her yağmurda başka başka hayallerimi çaldı. Bense her yağmurda çizdim hayallerimi.”

Uçan balonun arkasından gözleri yaşlarla baktı. Bir elinde sakinleşmesi için verilmiş bir çikolata, diğeriyle el sallıyordu uçan balonuna. Babası hızla kapattı pencereyi, kolundan tuttuğu gibi odaya götürdü onu. Kapıyı kapattı ve kocaman odada yalnız kaldı kız elinde susması için verilmiş çikolatayla. Yine yağmur yağsaydı keşke, çizseydi hayallerini içinden geldiğince. Evet, kağıda çizemiyordu. Resim çizmeyi bile yasaklamışlardı ona. Düşünmesini bile engellemek istiyordu herkes; sürekli uyumasına neden olan renkli haplar, nefret ediyordu onlardan. O kadar garip hissediyordu ki içtiğinde onları. Sanki beyni uyuşuyormuş gibi, sanki gözleri açık uyuyormuş gibi…

“Kocaman yeşil balon. Mavi gökte öylesine belirgin ki şu an. Her an benden daha da uzaklaşıyor. Her geçen saniye ona tekrar sahip olmam daha da imkansızlaşıyor. Keşke birlikte uçsaydık sonu gelmez gökyüzünde. Belki o götürebilirdi beni rengarenk gökkuşağının yanına, hayallerimle renklenmiş gökkuşağının yanına…”

Haftalar önce çöpten gizlice aldığı ayıcıklı terliklerini çıkardı yatağının altından. Annesi atmıştı çöpe bu çok sevdiği terlikleri. O günden beri yatağın altında saklıyordu onları. Ne zaman yalnız kalsa odasında, giyiyordu onu ve bambaşka dünyalara gidiyordu. Sürekli anlatıyordu, kime anlattığını bilmeden her şeyini anlatıyordu. Renkli haplardan ailesine, onlardan tamamen aptal olduğunu düşündüğü doktora kadar her şeyi, hatta aşık olduğu ama var olduğundan emin olamadığı o adamı bile anlatıyordu, tabanı incelmiş ayıcıklı terliklere.

“Kimi sevsem, kime yakın hissetsem kendimi, yok oluyorlar. Kimi zaman yok ediliyorlar, kimi zaman hiç var olmadıklarını öğreniyorum. Elini tuttuğum, saatlerce gözlerinin içine baktığım bu adam da mı gerçek değil? Saatlerce konuştuğum bu terlikler, anlamıyorlar mı ki beni? Neden sınırlar çizmek zorundasınız hayatıma? Neden en ufak bir adımımda telaşlanmakta, sınırları daraltmaktasınız? Her kafamı çevirdiğimde bir fısıldaşma: “Evet, deliymiş.” Ah, ne yazık! Asıl acınması gereken ben miyim yoksa onlar mı, düşünüyorum bazen. Kendilerini bildi bileli sınırları olanlar ve bunu yadırgamayanlar mı yoksa var gücüyle yok etmeye çalışanlar mı bu kimin çizdiği belli olmayan sınırları? Ne derseniz deyin. O karşımda ve beni dinliyor. Ve evet belki de hiç var olmamış bir adama aşığım!”

Terlikleri tekrar yatağın altına koydu. Pencere koyu renkli bir perdeyle örtüldüğü için içerisi loştu. Demin kendine verilen çikolatayı açtı. Tam yiyecekti ki vazgeçti. Artık herhangi bir şeyi yemekten korkar hale gelmişti. Ne yese onu sersemleştirecek gibi, içlerine o beynini uyuşturan haplardan katılmış gibi. Yüzünde tiksintiyle çikolatayı masaya bıraktı ve yatağına girdi. Yorganı çekti üzerine ve gözlerini kapattı.

“Tek özgür hissettiğim yer kendimi. Çizdiğim resimlere, yazdığım yazılara bile karışılan bir dünyada rüyalarımda huzur buluyorum. Kimse gözlerimi kapattığımda ne düşündüğümü sormuyor. Sınırlar çizemiyor kimse. Boğuluyor gibi hissetmiyorum kendimi; ağır ağır, rahat rahat nefes alıyorum. Sanki yer çekimi yokmuş gibi. Yere basmak istesem de basmıyor ayaklarım. Sonsuz boşlukta dolaşıyorum. Beynimdeki sesleri ancak o zaman susturabiliyorum.”

Ve bir ses! Pencereye bir şeyler çarpıyordu. Yoksa, yoksa… Yatağından hızla çıktı. Perdeleri açtı son gücüyle. Parmakları heyecandan uyuşmuştu. Yağmur mu başlıyordu? Bu sesler yağmur damlarının cama çarparak çıkardığı sesler miydi?

“Ve yağmur. Her saniye daha da hızlanarak vuruyor cama ve ben çiziyorum yine cama hayallerimi.
Hiç dinme yağmur…
Hep yağ yoksa gökkuşağı çıkacak ve beslenecek hayallerimle, daha da renklenecek. Çizeceğim çok şey var daha. Hiç dinme!
Yağ yağmur!”

Dayanamadı, pencereyi açtı ve uzattı ellerlini ve kafasının bir bölümünü dışarıya. Hiç var olmamış yağmur damlalarıyla ıslandı. Hiç var olmamış yağmurla sevince kapıldı. Güzeldi ıslanmak çünkü var olmayan yağmurlarla. Güzeldi yaşamak var olmayan bir hayatta…

4 ses çıkmış:

aysegul dedi ki...

yazınızı okuduğumda uzun zamandır bende bir his uyandırmayan yağmurun önemini farkettim.ne kadar da günlük telaşlarla geçtiğini farkettim hayatımın.gözümün önündeki güzellikleri görmeyeli ne çok zaman geçmiş...bu yazıyla yağmuru özledim,gökkuşağının umuda yaptığı o yolculuğu özledim...yağacak ilk yağmurda ,çıkacak ilk gökkuşağında içinde benim de hayallerimi gizleyen o renklere sevinçle bakacağım ve bu yazıyı hatırlayacağım..sevgiyle...

emre_yaris dedi ki...

imrenerek söylüyorum ki; her zaman bu kadar güzel yazmanı diliyorum...

inziva dedi ki...

çok güzel bir yazı olmuş okurken insan değişik hislere kapılıyor. sanki kendini değilde okuyan kişiyi anlatıyormussun o kız çocuğu okuyucuymuş gibi. insanın içine işleyen bi şekilde anlatmıssın.

Adsız dedi ki...

bu yazıların güzel bir dünya için başlangıç olması dileğiyle..

 

Term Life Insurance Quote